26 Mayıs 2020 Salı
kilim desenlerinde saklı hayaller
anadolunun bir köyünde, yeni gelin...
bir yörük kızı...
yeni evin en değerli varlığı olacak olan bir kilim dokuyor
içine nereden geldiğini bilmediği ama ona anlamları öğretilen semboller koyuyor
orta doğu mitolojisi figürleri ...
nazar boncuğu, hayat ağacı, hayat ağacından uçan özgür kuşlar...
hayallerini aktarıyor kilime, canı ne isterse onu iliştiriyor birbiri ardına
bazılarını kendi yeni yaratıyor,
bazılarını annesinden, kayın anasından öğreniyor.
evine seriyor, gelen oturuyor üzerine bağdaş kurup.
yemekler üzerinde yeniyor,
sevişmeler üzerinde oluyor,
ardarda çocuklar doğuyor o halıda,
sene de 1 şenliklerle kapı önlerinde yıkanıyor.
eve gelen herkes bakıyor da görmüyor anlattığı hikayeyi
özgürlük hayalini görmüyor uçan kuşta,
13 ayda okuduğu kilimin içinde yatanları anlatmıyor giden gelene, toplum kapalı böyle şeylere...
ordan o kilim elden ele geziyor, önce çocuklardan birine, ordan toruna...
bir gün uyanık bir halıcının eline geçiyor
koca bir gemi içerisinde başka diyarlara gidiyor
başka insanlara otantik dekorasyon ürünü olarak
binlerce dolara satılıyor.
kendi dedeleri buzlar üzerinde derilerin üzerinde yatan bir kadın
pijamasıyla salonuna geliyor, kanepesini oturup
terliklerini kilimin üzerine bırakıp, tvyi açıp izlemeye başlıyor
bu kilimde salonda çok güzel durdu, rengi yakıştı diyor.
o hikaye orda artık görülemediği için ölüp gidiyor....
öğlenin sıcağında
1988-89
küçükken ben eve girmezdim.
yazın öğlenin sıcağında bile evde duramaz dışarı çıkardım.
apartmanın bahçesine
sımsıcak demir park kaydırak demirlerine dokunmadan
etrafta toz yollarda
ayakkabı bastıkça gırç gırç çıkan taş seslerini dinleyerek
başka bir ses yoktu çünkü
o tarafa bu tarafa yürürdüm.
herkes evde olurdu
anneleri sıcakta dışarı yollamazdı
ben sokakta onların dışarı çıkmasını beklerdim.
2020
30 sene sonra corona yüzünden sokağa çıkma yasakları var...
sıkıntıdan kendimi apartmanın bahçesine atıyorum
binanın arka bahçesinde yine yalnız
o öğlen yaz sıcağı arkadaşlarını dışarı gelmesini
ve oyun oynamayı bekleyen elifim.
istanbul'a dönüşüm
3 gündür gece yarısı uyanıp çeşitli karabasanlar yaşıyorum.
ölesiye korkuyorum...
sanki 7 yaşında o, havuza kolluksuz atlamaktan ölesiye korkan,
kulvar üzerinde öleceğini zannederek bekleyen elif...
kulvarda kala kaldım..
babam sabah kalktım harika kahvaltı hazırlamış, karpuz almış benim için
gidiceksin, alıştım ben diye bir ağladı..
gitmesem şimdi
o kadar alışıyor ki bana sonsuza dek onunla yaşamamı isteyecek.
ben de yanyana evlerde babamla yaşama hayali kuruyorum evet ama
hayattan şu an emekli olmak istemiyorum.
kendime hayatıma da devam etmek istiyorum.
ama babamı böyle üzülür görmek o kadar yüreğimi dağlıyor ki
her gece gecenin ortasında arafta uyanıp suçluluk hissiyle sağa sola dönüyorum saatlerce.
hep istanbulda olmasam
edirne'de annemin yanında kalsam, annem acaba ölmez miydi diye düşünürdüm.
onun gibi acı yaşıyorum
ya ben gittim diye babama birşey olursa
düşünceler istila edip krize soktu beynimi 2-3 kez
inanamadım.
18 Mayıs 2020 Pazartesi
jön'ün cenazesi
Babamın yakın arkadaşım yan binadaki Mustafa bey'in köpeği Jön,.....
babamın 4-5 senedir dilinden düşmez. ...
jön şöyle yaptı, jön böyle yaptı...
babamın sesi titredi.
3 araba dolusu 65 yaş ,üstü insan jön'ün cenazi için meriç nehri kenarına giderken
benim de gitmem lazım dedi
'beni bu dünyada en çok seven oydu'
babamı naif görmek yüreğimi dağlıyor...
babamın 4-5 senedir dilinden düşmez. ...
jön şöyle yaptı, jön böyle yaptı...
babamın sesi titredi.
3 araba dolusu 65 yaş ,üstü insan jön'ün cenazi için meriç nehri kenarına giderken
benim de gitmem lazım dedi
'beni bu dünyada en çok seven oydu'
babamı naif görmek yüreğimi dağlıyor...
17 Mayıs 2020 Pazar
kuzey afrikadan gelen çöl sıcakları
kuzey afrikadan gelen çöl sıcakları gelmiş
bulut değil
bembeyaz bir yüzey gibi homojen bulutlu ve gökyüzü
arkasında güneş
ve ölesiye sıcak
deli gibi sıcak
yapış yapış sıcak
tüm akdeniz, ege , yunanistan ve italya
ve son 90 yılın en sıcak mayıs ayı değerleri gerçekleşmiş
evde sıkıldım, dışarıda 1-2 adım attım
sırtım sırıl sıklamdı.
16 Mayıs 2020 Cumartesi
kara walker
Afrika'dan köle olarak getirilmiş bir adam bir ağacın altında yemek yer
tarlayı bölen çit in diğer tarafında da kendi gibi siyahi kadın bir köle yemek molasındadır
günler geçer bir birlerinden hoşlanırlar
ama 2 kölenin bir birine aşık olması yasaktır
kölelerin ırzına sadece sahipleri geçebilir.
2 kölenin de patronları aynıdır
aşık olduklarını anlar, öğrenir
hemen kadının ırzına geçer
erkek olan da kendini ..... çiftçiyi.....
............
sanatçı: kara walker
eser: video - kuklalardan stop motion
Laboratory of Dilemmas - ikilemler labratuarı
neyin doğru olduğu bir türlü bilemediğimiz,
karar verilemeyen ya da hayatımızın kırılım noktası olan zamanlar
kendi labirentimizdeki köşe dönüşlerimiz
bizi çıkışı yakınlaştıran yada uzaklaştıran
....
2018 yazında atina'dan gezdiğim bir sergiden akılda kalan...
https://www.youtube.com/watch?v=pRwxwBnQKw4
Aeschylus’ Iketides (Suppliant Women) is the first literary text in history that raises the issue of a persecuted group of people seeking for asylum.
The Suppliants have left Egypt to avoid having to marry their first cousins and arrive at Argos seeking asylum from the King of the city. The King is then faced with a dilemma. If he helps the foreign women, he risks causing turmoil among his people and going to war with the Egyptians, who are after the Suppliants. But if he doesn’t help them, he will break the sacred laws of Hospitality and violate the principles of Law and Humanism, leaving the Suppliants to the mercy of their pursuers.
Laboratory of Dilemmas focuses on the play’s dilemma through the excerpts of an unfinished documentary in the form of found footage about a scientific experiment.
This experiment was never completed for unknown reasons, however the found excerpts of the unfinished documentary reveal today, after so many years, details of the experiment, as well as the hopes of the professor who envisioned it and the disagreements with his co-researchers.
The story is presented piecemeal through multiple video and sound sources inside a Labyrinth.
13 Mayıs 2020 Çarşamba
İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün
'İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün' okuyorum ( Soljenitsin'in kitabı )
oyle bir gün ki;
hava -27 derece, kar, bozkırın ortası, inşaat işleri yapıyorlar, keçe ayakkabılarından,
yüzlerinde boş kalan ufak bir alandan soğuk içlerine işliyor. elleri ellikliklerinin içinde donuyor.
yedikleri 200gr ekmek ve lapa en değerli şeylerinden,
diyor ki ' ceza kampında bir şey yediğinde en ufak kırıntıyı ağzında 10 dakika döndürür, çiğnersin,
eskiden nasıl öyle hızlı ve çok yerdik, inanamıyorum....'
olur da tüm yapılacaklar arasında 5 dakika kendilerine kalırsa günün en güzel anı oluyor.
burda bu kamplardan biri ile ilgili bir yazı var, yazarın da bu isimli bir kitabı daha var;
https://www.rferl.org/a/stalin-era-gulag-prison-camps/24775091.html
bu arada yazarın hayatına baktığımda gayette kendi anılarını anlattığını gördüm,
kendisi de 8 sene bu ceza kamplarında çalışmış ve birebir kendi deneyimlerini anlatmış.
adamın ömrü hapishane ve sınır dışı edilmelerle geçmiş,
nobel ödülü aldığında ancak 4 sene sonra teslim alabilmiş.
tam bir yay burcu muhalifi yine, benzerleri ; aziz nesin , woodly allen
amerika'ya gittiğinde nedense liboş tavırlar içerisine girmiş ve kapitalciler komunizm'in
kötü taraflarını abartabilmek için bu beyefendin beyanatlarından fazlaca faydanlanmış.
2 haftadır gözüm seğiriyor,
aynaya baktığımda görüyorum atan kısmı... durmuyor meret
edirne'nin kavak ağaçlarının polenleri ile yaşayanlarının burnuna tüğ doldurduğu zamanlar,
dandelion tipli polenler her yerdeler.
köpekleri çözemiyorum
hiç bakmadığım için
bazen bir anda öfkeli havlayıveriyorlar
bütün gün beraber gezdiğim beslediği köpekler
korkutuyorlar insanı
cryptic love dinliyorum.
10 Mayıs 2020 Pazar
içinden doğduğum'a
senle ilgili belgesel niteliğinde bir yazı yazdım
ama içinde en çok sen yoktun yine
belki herkese seni zorla hatırlatıp
senin daha çok yaşar kılma isteği vardı
enerjini hatırlayamıyorum
sana nasıl ulaşırım bilmiyorum
ne olur rüyama gel...
ama içinde en çok sen yoktun yine
belki herkese seni zorla hatırlatıp
senin daha çok yaşar kılma isteği vardı
enerjini hatırlayamıyorum
sana nasıl ulaşırım bilmiyorum
ne olur rüyama gel...
' sana benden hediye' lafı üzerine bir kaç gözyaşı
bu 3-4 gundur babamla huzurluyuz ne hıkmetse nazar degmesın
sanırım hıdrellez dılegımı gül'ün altına gömüp
diğer sabah meriç köprüsünün en büyük noktasından meriç nehrinin koyu yeşil sularına salıvermem
işe yaradı
kendime nazar değdirmiim ...
asıl anlatacağım bu değil konuya bir türlü giremedim
sabah uyandım
astroloji programı vardı tv'de
babam her gün burçları youtube'dan dinlediğini gördüğüm için
ona takılmak için
bak seninkiler tv' de dedim
mantık kisvesi giydirmek için
1- ama corona ile ilgili yılbaşındaki dedikleri çıkmış dedi
sonrada mantıküstü şeyler de olabiliyor diye bir anı anlatmaya başladı.
sen dedi ameliyat olduğunda
senden kitle aldıklarında
sana anlatmadım sanırım
annenin köylüsü bir recep ağa vardı
rüyamda onu gördüm
kocaman elleriyle böyle elinde birşeyler yoğuruyor
sonra ekrem al sana hediyem deyip bana verdi
uyandım
sen aradın temiz çıktığını söyledin dedi.
ağladı çocuk çocuk
onun ağladığını hasaslılığını görünce
ben daha çok ağladım
sessiz sesssiz sarılmadan karşılıklı göz yaşı akıttık bir kaç uzun saniye
sonra o kalkıp sigara içmeye gitti.
6 Mayıs 2020 Çarşamba
zeytin, kırpık ve karamel
zeytin bir sibirya kurdu şişko, siyah tüğ ve açık mavi vampir gözler,
ilk baktığında hafif korkutmuştu, buram buram erkek ve biraz egoist
koca cüssiyle şişko ama güçlü olması ve ani hareketleri
ne kendini tam sevdiriyor , ne de onun yanında diğerlerini sevdirtiyor bana...
kırpık yabancı köpekler gelince küçük boyuyla onlara atarlanıp beni koruyor, çok hızlı ve meraklı
sürekli zeytin'in totosunu dibinde, zeytin koşarak çalılıklara kalıyor
kırpık da şöyle bir bakıyor girsem mi diye sonra koşuyor arkasından,
uyuz diye atmışlar onu öyle dedi ordakiler, o kadar tatlı ki, enerjisi bana benziyor kırpığın
karamel, ah karamel yavaş vakur ve sevgi dolu
yaşı büyük bir dişi bence kendisi
sakin sakin yanımdan yürür, hep sevgi dolu bakar
boyu kısa, karamel rengi tüğleriyle tam bir karamelito.
nasıl da coşkulu ve sevgi dolular...
5 Mayıs 2020 Salı
asabiyet, öfke ve türevleri
asabi bir şekilde gittim;
-bir daha benim hakkımda konuşma dedim
ablamın söylediğini anlattım
sizler benim düşmansınız
nankörler
çekip gidicem bir daha yüzünüzü görmicem
-bağırma baba, asabi olma yeter sadece benim hakkımda konuşma dedim
- çekip gidicem bir daha sizi görmicem, sen hep mutsuzsun, sorunlusun, bin türlü suçlama...
dişini sıkmalar, cinnet geçirir hareketler, siktir git demeler.
arabayla çıktım, karağaç'a köpeklerimin yanına gittim.
annem ölmeden evvel 4 senedir aynı mimarlık şirketinde çalışıyordum , patronlarım tarafından çok
seviliyordum, annem öldükten sonra hiç bir zaman bir daha güvende hissedemedim,
elimde ucu kopuk köklerle , anlaşamayan, sürekli birbirini yargılayan 3 insan kaldık.
Annem huzursuz değildi, huzurluydu, börek kokuluydu. sadece çok alıngan ve hassastı.
bugün hıdrellez, gül ağacının altına gömmek için yanyana 3 ev çizdim, ablamın, babamın, benim.
yanımdaki annemin fotoğrafına baktım kalkıp öptüm
sonra oturdum bir de annem olsa cennet olurdu diye yazdım
5 dakika
içinde öyle bir cennet olmadığını gördüm,
mutluluk bir kaç şanslı andı.
karaağaçtan döndüm, hıdrellez yüzünden herkes sokaklarda yürüyordu, gencecik kızlar maskelerle
nasıl bir zaman yaşıyorduk
apartmanın bahçesindeki gül'ün altına gömmek için yazdığım kağıda baktım bulamadım, çıkmadı
çantadan onu dilememeliymişim dedim, baştan yazdım ve gömdüm.
***
🎶my name is
şımarıklık, bağımlılık ve hedonizm üzerine ağıt...
hayat aslında çok güzel,
hepimiz bizi mutlu eden, şaşırtan neler neler yaşıyoruz şu hayatta...
bir an büyüleniveriyoruz bazen
şarkının arkasında çalan bir flütten, şelaleden akan su gibi
çağlayarak dökülüveriyoruz
sonra uzun dönem hiç bir şey olmuyor iyi veya kötü,
dökülüp orda durulup kalan su gibi şelalenin altında birikiveriyoruz
akan yeni suları izliyoruz,
öylece bekliyoruz
***
Veba Yılı Günlüğü
Aşağıdaki linkten ingilizce pdf olarak okuyabileceğiniz bu kitap,
1665 yılınında veba'nın tekrar londra sınırlarına giriyor olmasını yarattığı durumu anlatıyor.
robison crusoe'un yazarı defoe, ilk on sayfada şuan ki corona salgınında da olduğu gibi çok gerçekçi
bir üslupla insanların odaklandığı şeyi yani ölüm rakamlarını gün ve gün sıralayıp duruyor.
roman ve vebanın tekrar ilk hollanda'da görüldüğü ve hollanda'ya nerden geldiği üzerine dedikodular
üzerine, biraz fransız adamın ölümüyle başlayan londra salgının anlatıyor.
insanların şehirden kaçışını izleyen eyer ticareti yapan yalnız bir adamın perspektifinden dinliyoruz
hangi şehrilerine nereler kaçabileceğini, işini ve tüm mal varlıklarını nasıl arkada bırakmaktan
kaygı duyduğunu okuyoruz. Şehirden çıkış engellenmeden karar vermeye çalışıyor.
tam gitmeye bir hizmetçisini yanına alıp yanlarına çadır alarak, yürüyerek yola koyulmayı
düşünürken, hizmetçisi bir şekilde onu yarı yolda bırakıyor ve o da bunu cennet'ten bir mesaj olarak
yorumlayıp londra'da kalmaya karar veriyor.
sonrasında şehrin nasıl bir anda değiştiğini, tüm yüzlere acı ve kederin yerleştiği londra'da,
sokaklardaki en baskın sesin yas tutanların feryatları olduğunu..
... sonrasını da okuyun isterseniz iyice spoiler olucak =)
A_Journal_of_the_Plague_Year (pdf)
***
corona karantinasında edirne'de 2.ayımı tamamladım,
son 1 haftadır karaağaç bölgesindeki 100 yılllık tren istasyonuyken,
günümüzde güzel sanatlar fakültesi olan alanın bakçesinde
baştan başa 3.5 tur atıyorum, 7 km ve 10.000 adım ediyor ve de 1.5 saat sürüyor.
yürürken arkadaşlarımla telefonda konuşmayı tercih ediyorum
o zaman, zaman çok hızlı akıyor, aynı istanbul'da trafikte kaldığımda yaptığım gibi.
bazı günler doğa ile de ilgileniyorum. kendimi o bahçenin bir parçası olarak hissediyorum,
2.ye arı soksa da bugün, kuşlar, köpekler, kelebekler, arılar ve tilki artık beni tanıyorlar.
aşksızlıktan mıdır nedir köpeklerin bakışlarını çok anlamlı buluyorum
nasıl bu kadar hisli ve tatlı bakabiliyorlar, eminim ben daha ruhsuz bakıyorumdur.
4 Mayıs 2020 Pazartesi
İstanbul'da milyonda bir..
izlediğim şu video ;
https://vimeo.com/30818512 üzerine bir kaç kelam...
Otobüse binmedim ben İstanbul'da hiç
oysaki annem babam gayet orta sınıf,
bir çok arkadaşım üniversitede devlet yurdunda kalırken, ablam ve ben özel yurtlarda kaldık,
otobüs'e değil taksiye bindik, benim ailesi çok varlıklı olup taksiye binmeyen arkadaşlarım var,
sanırım onlar tutumludan çok biraz pintiler neyse insanları yargılamayalım, sanane.
sonuç olarak babam elindekinden daha fazlasını yarattı bize standart olarak,
disiplinsiz, biraz tembel ve keyif düşkünlüğümüz babamdan
anneme kalsa bizi biraz disipline sokardı ama olamadı.
bu videoki gibi otobüs arkadaşlarım değil de
Servis arkadaşlarım, okul arkadaşlarım oldu benim,
üniversite ortasını düştüğüm üst sınıf, niyeyse pek yadırgamadım neden acaba,
babamda çok ağır bulunan aşağılık kompleksi kodlarım allahtan çok aktifleşmedi.... ama.
hala burslu kelimesinin yanından yol almaktan çoğu zaman hoşlanmıyorum,
yeditepe'de okumanın yarattığı üst sınıf intibasından hoşlanıyorum,
beyin olarak elit tabakada olsak dahi olanak olarak orta sınır insanlarız işte.
bazen ben de zekiyim demek istersem belirtiyorum, bir de üzerine doğru kabul ettiğim bir yalanım
var yıldız teknik'e girebilirdim ama babam yeditepe yazdırdı,
yo hayır 1 puanla giremiyorum gerçi yazmamıştım da,
ama nedenini bilmediğim saçma bir palavra durumum var, arkadaşlarımda da bu durumu
normalleştiğini görünce aldı yürüdü, sonsuz dürüst olduğunu iddia eden biri için oldukça saçma
bu kendini övme üzerine yazılı masallarımı yüzüme ilk vuran kayı oldu, haklıydı da
palavracıydım ya bir çok konu da ve bunu durduramıyorum
azra kohen gibi resmen, pratt 'de kursa ön kayıt oldum evet ama herhangi bir eğitim almadım,
workshop'a da katılmadım, workshop'a katıldım diye koku hakkında bilirkişilik taslamak için attığım
durumlar oldu, allahım buna niye ihtiyaç duyuyorum çok saçma
bu videodaki mehtap gibi olduğum halde kendimden çok beklentilerim oldu, çünkü annem ve
babamında benden büyük beklentileri vardı, zeki bir çocuktum sonuçta ve onlar verebileceklerinin
maksimumunu vermişlerdi daha napsınlardı ama zaten annem öldü, babamın da beklentisi çok
başarılı olmam değil etrafında olmam, ablam zaten gitti.
edirne'den ayrıldıktan sonra sıkıcılıktan kaçma üzerine bir hayat kurguladım
bu da beni hedonizm batağına düşürdü,
sıkılmaya tahammül edemediğim ve sabırsız olduğum için iş hayatını hiç sevmedim
okulda tembel de olsam başarılı olabiliyorken, iş hayatının kuralları çok farklıydı.
annem ölene kadar 4 sene aynı şirkette çalıştım sonra dünyama ölüm korkusu girdi ve domine etti
işten veya bir insandan her sıkıldığımda, bu beni öldürecek diye kaçma oyunum başladı
sonrası 2 senede bir değişen ev, iş döngüsüne bağlandı.
işin garibi
istanbul'da farklı tarzlar bir sürü güzel ev opsiyonları
bana kolayca iş bulduran özgeçmişim ve isteyince istediğini elde etmeyi bilen zekam
şusu busu, alternatifler boldu oyüzden
aslında bu durumdan gün geçtikçe daha çok keyif alır hale geldim.
hiç bir işe , hiç bir eve ve insana yatırım yapmıyordum,
arkadaşlarımla aşırı mesafeli az toleranslı ve az öz verili eğlence üzerine kurulu ilişkiler organize ediyor
tolerans gerektiren tek ilişkim olan aile buluşmalarında da
olabildiği kadar çemberin dışına istemsizce kaçmış vaziyette buluyordum kendimi
artık iflah olmazdım
dünden beri .....saçma bir muhasebe tetiklendi kafamda
kendime eziyet etmeye yemin etmiş sanki zihnim
süreki kendini onla bunla kıyaslıyor.
dünden beri ....başarısızlık üzerine kendini kötü hissettiren kara bir bulut dönüyor üzerimde,
hiç bir şey yapmamanın, amaçsız olmanın verdiği ağırlık ve hedefi olanlara içten içe beslediğim
fesatlığın yüzleşmesinin yaşıyorum
kendime bu fesatlığı hiç yakıştıramıyorum,
kendi kendimin canını sıkmama izin vermeyeceğim dedikçe gitmiyor kara bulut, gökyüzündeki gibi
içime de çöktü...
belki de bazen ortaya çıkan bu saçma duygulara izin vermeliyiz diyen arzu'nun sesi geliyor kulağıma
peki veriyorum fesatlık duy duy da gaza gel diyor hırslı ablamın sesi.
oysa ben anlamlı bir hedef arayışındayım, bir inansam olacak da, herşey anlamsız yada gücüm yok
kendime özşefkat uyguladığımda, elif'e ne istiyorsun diye sorduğumda,
müthiş bir potansiyelim var, tüm insanlar gibi ....
bana bir hedef göster sana yardımcı olayım kendimi adıyım diyor elif iç sesi
bugün bu ağır bulutlar üzerimden kalksın diye bekliyorum, kalkıcak çünkü en sonunda ,
bir bardak su içiyorum
ve sakin bir ruha niyet ediyorum.
dinimiz amin.
Yağmurlu bir pazartesiydi...öğlendi..
günün fonunda ' strange weathers🎶 ' çalarken
yagmur yagıyor, gök gri, her yer ıslak, rüzgar serin esiyor
yanaklarım rüzgar sonrası yanıyor, ateşim varmış gibi..
4 tane köpek peşime takıldı, en küçük ola gri kırçıkllı olan bebe, beni korudu herkese karşı.
onun ismi artık kırçıl, yanında karamel, haydut ve zorro.
kimsesiz patikada yürüdüm biraz topuklular ayağımı acıtana kadar
arabada yağmura dayanıklı bir tek onlar vardı...
kimsesiz patikada yürürken arkamda ekibim, 4 tane köpek
erik ve çağla ağaçlarından beslenip yolumuza devam ettik
ağzıma erikleri attıkça ruhumu bedenimi temizledi sanki
nasıl bu kadar tazeleyici, nasıl bu kadar hafif ve hayat vericiyken bir taraftanda da melankolik olabiliyorlardı bu erikler.
can- erikler çok güzeldi, can vericiydi.
çok uzun süre dayanamadım, aracıma döndüm termostan sıcak kahvemi döktüm kapağında
bir sürü duman çıktı, dumanlar görmek bile içimi ısıttı, termosun ne demek oldugunu soguk dogada ılk yudumu alınca anlıyor ben deki insan.
köpekleri besleyip büyüdüğüm şehrin ıslak yamalı asfalt sokaklarından,
eskimiş derme çatma evimize döndüm.
sürekli heryerini değiştirme hayalleri kurup hiç biryerini değiştirmediğim evin bu küçük odasına,
ne zamana kadar burda hasta olmaktan saklanacağımızı bilmiyoruz, yokmuş gibi davranıyoruz
yemek yiyoruz, haberleri izliyoruz ve bekliyoruz.
........
bugun içimde beni sabote eden biri var, hiç bir sıkıntı yokken canımı sıkmak istiyor ama teslim olmuyorum,
güneş sonrası bu karanlık gökyüzü içimi karartan eminim.
şanslı olduğum halde şanssız olduğuma yemin edicek haldeyim bugün.
ü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
24.07.2020
ayasofya'yı camiye çevirmenin şerefine bugün cuma namazı kılıyorlar. evden martı kiraladım. allahu ekber nidaları ile sultanahmet...
-
arabayı carptım ya of hem de ne fecı hem de ne korkunctu yahu saturn zorluyor bugunler de bıraz ama yılmak yok
-
hayat aslında çok güzel, hepimiz bizi mutlu eden, şaşırtan neler neler yaşıyoruz şu hayatta... ...










