26 Mayıs 2020 Salı

kilim desenlerinde saklı hayaller





















anadolunun bir köyünde,  yeni gelin...

bir yörük kızı...

yeni evin en değerli varlığı olacak olan bir kilim dokuyor

içine nereden geldiğini bilmediği ama ona anlamları öğretilen semboller koyuyor

orta doğu mitolojisi figürleri ...



nazar boncuğu, hayat ağacı, hayat ağacından uçan özgür kuşlar...

hayallerini aktarıyor kilime, canı ne isterse onu iliştiriyor birbiri ardına

bazılarını kendi yeni yaratıyor,

bazılarını annesinden, kayın anasından öğreniyor.

evine seriyor, gelen oturuyor üzerine bağdaş kurup.

yemekler üzerinde yeniyor,

sevişmeler üzerinde oluyor,

ardarda çocuklar doğuyor o halıda,

sene de 1 şenliklerle kapı önlerinde yıkanıyor.




eve gelen herkes bakıyor da görmüyor anlattığı hikayeyi

özgürlük hayalini görmüyor uçan kuşta,

13 ayda okuduğu kilimin içinde yatanları anlatmıyor giden gelene, toplum kapalı böyle şeylere...


ordan o kilim elden ele geziyor, önce çocuklardan birine, ordan toruna...

bir gün uyanık bir halıcının eline geçiyor

koca bir gemi içerisinde başka diyarlara gidiyor

başka insanlara otantik dekorasyon ürünü olarak

binlerce dolara satılıyor.


kendi dedeleri buzlar üzerinde derilerin üzerinde yatan bir kadın

pijamasıyla salonuna geliyor, kanepesini oturup

terliklerini  kilimin üzerine bırakıp, tvyi açıp izlemeye başlıyor

bu kilimde salonda çok güzel durdu, rengi yakıştı diyor.

o hikaye orda artık görülemediği için ölüp gidiyor....

öğlenin sıcağında








1988-89

küçükken ben eve girmezdim.

yazın öğlenin sıcağında bile evde duramaz dışarı çıkardım.

apartmanın bahçesine

sımsıcak demir park kaydırak demirlerine dokunmadan

etrafta toz yollarda

ayakkabı bastıkça gırç gırç çıkan taş seslerini dinleyerek

başka bir ses yoktu çünkü

o tarafa bu tarafa yürürdüm.



herkes evde olurdu

anneleri sıcakta dışarı yollamazdı

ben sokakta onların dışarı çıkmasını beklerdim.



2020

30 sene sonra corona yüzünden sokağa çıkma yasakları var...

sıkıntıdan kendimi apartmanın bahçesine atıyorum

binanın arka bahçesinde yine yalnız

o öğlen yaz sıcağı arkadaşlarını dışarı gelmesini

ve oyun oynamayı bekleyen elifim.

istanbul'a dönüşüm



















3 gündür gece yarısı uyanıp çeşitli karabasanlar yaşıyorum.

ölesiye korkuyorum...

sanki 7 yaşında o,  havuza kolluksuz atlamaktan ölesiye korkan,

kulvar üzerinde öleceğini zannederek bekleyen elif...

kulvarda kala kaldım..


babam sabah kalktım harika kahvaltı hazırlamış, karpuz almış benim için

gidiceksin, alıştım ben diye bir ağladı..


gitmesem şimdi

o kadar alışıyor ki bana sonsuza dek onunla yaşamamı isteyecek.


ben de yanyana evlerde babamla yaşama hayali kuruyorum evet ama

hayattan şu an emekli olmak istemiyorum.

kendime hayatıma da devam etmek istiyorum.

ama babamı böyle üzülür görmek o kadar yüreğimi dağlıyor ki

her gece gecenin ortasında arafta uyanıp suçluluk hissiyle sağa sola dönüyorum saatlerce.



hep istanbulda olmasam

edirne'de annemin yanında kalsam, annem acaba ölmez miydi diye düşünürdüm.

onun gibi acı yaşıyorum

ya ben gittim diye babama birşey olursa

düşünceler istila edip krize soktu beynimi 2-3 kez

inanamadım.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

jön'ün cenazesi

Babamın yakın arkadaşım yan binadaki Mustafa bey'in köpeği Jön,.....

babamın 4-5 senedir dilinden düşmez. ...

jön şöyle yaptı, jön böyle yaptı...



babamın sesi titredi.

3 araba dolusu 65 yaş ,üstü insan jön'ün cenazi için meriç nehri kenarına giderken

benim de gitmem lazım dedi

'beni bu dünyada en çok seven oydu'


babamı naif görmek yüreğimi dağlıyor...







17 Mayıs 2020 Pazar

kuzey afrikadan gelen çöl sıcakları



















kuzey afrikadan gelen çöl sıcakları gelmiş

bulut değil

bembeyaz bir yüzey gibi homojen bulutlu ve gökyüzü

arkasında güneş

ve ölesiye sıcak

deli gibi sıcak

yapış yapış sıcak

tüm akdeniz, ege , yunanistan ve italya

ve son 90 yılın en sıcak mayıs ayı değerleri gerçekleşmiş

evde sıkıldım, dışarıda 1-2 adım attım

sırtım sırıl sıklamdı.


16 Mayıs 2020 Cumartesi

kara walker





















Afrika'dan köle olarak getirilmiş bir adam bir ağacın altında yemek yer

tarlayı bölen çit in diğer tarafında da kendi gibi siyahi kadın bir köle yemek molasındadır

günler geçer bir birlerinden hoşlanırlar

ama 2 kölenin bir birine aşık olması yasaktır

kölelerin ırzına sadece sahipleri geçebilir.

2 kölenin de patronları aynıdır

aşık olduklarını anlar, öğrenir

hemen kadının ırzına geçer

erkek olan da kendini ..... çiftçiyi.....


............

sanatçı: kara walker

eser: video -  kuklalardan stop motion

Laboratory of Dilemmas - ikilemler labratuarı













neyin doğru olduğu bir türlü bilemediğimiz,

karar verilemeyen ya da hayatımızın kırılım noktası olan zamanlar

kendi labirentimizdeki köşe dönüşlerimiz

bizi çıkışı yakınlaştıran yada uzaklaştıran

....

2018 yazında atina'dan gezdiğim bir sergiden akılda kalan...
https://www.youtube.com/watch?v=pRwxwBnQKw4

Aeschylus’ Iketides (Suppliant Women) is the first literary text in history that raises the issue of a persecuted group of people seeking for asylum.

The Suppliants have left Egypt to avoid having to marry their first cousins and arrive at Argos seeking asylum from the King of the city. The King is then faced with a dilemma. If he helps the foreign women, he risks causing turmoil among his people and going to war with the Egyptians, who are after the Suppliants. But if he doesn’t help them, he will break the sacred laws of Hospitality and violate the principles of Law and Humanism, leaving the Suppliants to the mercy of their pursuers.

Laboratory of Dilemmas focuses on the play’s dilemma through the excerpts of an unfinished documentary in the form of found footage about a scientific experiment.

This experiment was never completed for unknown reasons, however the found excerpts of the unfinished documentary reveal today, after so many years, details of the experiment, as well as the hopes of the professor who envisioned it and the disagreements with his co-researchers.

The story is presented piecemeal through multiple video and sound sources inside a Labyrinth.

13 Mayıs 2020 Çarşamba

İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün


















'İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün' okuyorum  ( Soljenitsin'in kitabı )



oyle bir gün ki;

hava -27 derece,  kar,  bozkırın ortası,  inşaat işleri yapıyorlar, keçe ayakkabılarından,

yüzlerinde boş kalan ufak bir alandan soğuk içlerine işliyor. elleri ellikliklerinin içinde donuyor.

yedikleri 200gr ekmek ve lapa en değerli şeylerinden, 

diyor  ki ' ceza kampında bir şey yediğinde en ufak kırıntıyı ağzında 10 dakika döndürür, çiğnersin,

eskiden nasıl öyle hızlı ve çok yerdik, inanamıyorum....'

olur da tüm yapılacaklar arasında 5 dakika kendilerine kalırsa günün en güzel anı oluyor.



burda bu kamplardan biri ile ilgili bir yazı var, yazarın da bu isimli bir kitabı daha var;

https://www.rferl.org/a/stalin-era-gulag-prison-camps/24775091.html



bu arada yazarın hayatına baktığımda gayette kendi anılarını anlattığını gördüm,

kendisi de  8 sene bu ceza kamplarında çalışmış ve birebir kendi deneyimlerini anlatmış.

adamın ömrü hapishane ve sınır dışı edilmelerle geçmiş,

nobel ödülü aldığında ancak 4 sene sonra teslim alabilmiş.

tam bir yay burcu muhalifi yine, benzerleri ; aziz nesin , woodly allen

amerika'ya gittiğinde nedense liboş tavırlar içerisine girmiş ve kapitalciler komunizm'in

kötü taraflarını abartabilmek için bu beyefendin beyanatlarından fazlaca faydanlanmış.





2 haftadır gözüm seğiriyor,

aynaya baktığımda görüyorum atan kısmı... durmuyor meret

edirne'nin kavak ağaçlarının polenleri ile yaşayanlarının burnuna tüğ doldurduğu zamanlar,

dandelion tipli polenler her yerdeler.



köpekleri çözemiyorum

hiç bakmadığım için

bazen bir anda öfkeli havlayıveriyorlar

bütün gün beraber gezdiğim beslediği köpekler

korkutuyorlar insanı



cryptic love
   dinliyorum.




10 Mayıs 2020 Pazar

içinden doğduğum'a

senle ilgili belgesel niteliğinde bir yazı yazdım

ama içinde en çok sen yoktun yine

belki herkese seni zorla hatırlatıp

senin daha çok yaşar kılma isteği vardı




enerjini hatırlayamıyorum

sana nasıl ulaşırım bilmiyorum

ne olur rüyama gel...

' sana benden hediye' lafı üzerine bir kaç gözyaşı

















bu 3-4 gundur babamla huzurluyuz ne hıkmetse nazar degmesın

sanırım hıdrellez dılegımı gül'ün altına gömüp

diğer sabah meriç köprüsünün en büyük noktasından meriç nehrinin koyu yeşil sularına salıvermem

işe yaradı


kendime nazar değdirmiim ...


asıl anlatacağım bu değil konuya bir türlü giremedim


sabah uyandım

astroloji programı vardı tv'de

babam her gün burçları youtube'dan dinlediğini gördüğüm için

ona takılmak için

bak seninkiler tv' de dedim

mantık kisvesi giydirmek için

1- ama corona ile ilgili yılbaşındaki dedikleri çıkmış dedi

sonrada mantıküstü şeyler de olabiliyor diye bir anı anlatmaya başladı.


sen dedi ameliyat olduğunda

senden kitle aldıklarında

sana anlatmadım sanırım

annenin köylüsü bir recep ağa vardı

rüyamda onu gördüm

kocaman elleriyle böyle elinde birşeyler yoğuruyor

sonra ekrem al sana hediyem deyip bana verdi

uyandım

sen aradın temiz çıktığını söyledin dedi.



ağladı çocuk çocuk

onun ağladığını hasaslılığını görünce

ben daha çok ağladım

sessiz sesssiz sarılmadan karşılıklı göz yaşı akıttık bir kaç uzun saniye

sonra o kalkıp sigara içmeye gitti.

6 Mayıs 2020 Çarşamba

zeytin, kırpık ve karamel







































zeytin bir sibirya kurdu şişko, siyah tüğ ve açık mavi vampir gözler,

ilk baktığında hafif korkutmuştu, buram buram erkek ve biraz egoist

koca cüssiyle şişko ama güçlü olması ve ani hareketleri

ne kendini tam sevdiriyor , ne de onun yanında diğerlerini sevdirtiyor bana...



kırpık yabancı köpekler gelince küçük boyuyla onlara atarlanıp beni koruyor, çok hızlı ve meraklı

sürekli zeytin'in totosunu dibinde, zeytin koşarak çalılıklara kalıyor

kırpık da şöyle bir bakıyor girsem mi diye sonra koşuyor arkasından,

uyuz diye atmışlar onu öyle dedi ordakiler, o kadar tatlı ki,  enerjisi bana benziyor kırpığın



karamel, ah karamel yavaş vakur ve sevgi dolu

yaşı büyük bir dişi bence kendisi

sakin sakin yanımdan yürür, hep sevgi dolu bakar

boyu kısa,  karamel rengi tüğleriyle tam bir karamelito.



nasıl da coşkulu ve sevgi dolular...

5 Mayıs 2020 Salı

asabiyet, öfke ve türevleri

















asabi bir şekilde gittim;

-bir daha benim hakkımda konuşma dedim

ablamın söylediğini anlattım

sizler benim düşmansınız

nankörler

çekip gidicem bir daha yüzünüzü görmicem

-bağırma baba, asabi olma yeter sadece benim hakkımda konuşma dedim

- çekip gidicem bir daha sizi görmicem, sen hep mutsuzsun,  sorunlusun, bin türlü suçlama...

dişini sıkmalar, cinnet geçirir hareketler, siktir git demeler.



arabayla çıktım, karağaç'a köpeklerimin yanına gittim.




annem ölmeden evvel 4 senedir aynı mimarlık şirketinde çalışıyordum , patronlarım tarafından çok

seviliyordum, annem öldükten sonra hiç bir  zaman bir daha güvende hissedemedim,

elimde ucu kopuk köklerle , anlaşamayan, sürekli birbirini yargılayan 3 insan kaldık.

Annem huzursuz değildi, huzurluydu, börek kokuluydu. sadece çok alıngan ve hassastı.





bugün hıdrellez, gül ağacının altına gömmek için yanyana 3 ev çizdim, ablamın, babamın, benim.




yanımdaki annemin fotoğrafına baktım kalkıp öptüm

sonra  oturdum bir de annem olsa cennet olurdu diye yazdım

5 dakika

içinde öyle bir cennet olmadığını gördüm,

mutluluk bir kaç şanslı andı.



karaağaçtan döndüm, hıdrellez yüzünden herkes sokaklarda yürüyordu, gencecik kızlar maskelerle

nasıl bir zaman yaşıyorduk

apartmanın bahçesindeki gül'ün altına gömmek için yazdığım kağıda baktım bulamadım, çıkmadı

çantadan onu dilememeliymişim dedim, baştan yazdım ve gömdüm.


***


🎶my name is







şımarıklık, bağımlılık ve hedonizm üzerine ağıt...


















hayat aslında çok güzel,

hepimiz bizi mutlu eden, şaşırtan neler neler yaşıyoruz şu hayatta...



bir an büyüleniveriyoruz bazen 

şarkının arkasında çalan bir flütten, şelaleden akan su gibi 

çağlayarak dökülüveriyoruz 



sonra uzun dönem hiç bir şey olmuyor iyi veya kötü,

dökülüp orda durulup kalan su gibi şelalenin altında birikiveriyoruz

akan yeni suları izliyoruz, 

öylece bekliyoruz


***







Veba Yılı Günlüğü



Aşağıdaki linkten ingilizce pdf olarak okuyabileceğiniz bu kitap,

1665 yılınında veba'nın tekrar londra sınırlarına giriyor olmasını yarattığı durumu anlatıyor.



robison crusoe'un yazarı defoe, ilk on sayfada şuan ki corona salgınında da  olduğu gibi çok gerçekçi

bir üslupla insanların odaklandığı şeyi yani ölüm rakamlarını gün ve gün sıralayıp duruyor.



roman ve vebanın tekrar ilk hollanda'da görüldüğü ve hollanda'ya nerden geldiği üzerine dedikodular

üzerine, biraz fransız adamın ölümüyle başlayan londra salgının anlatıyor.

insanların şehirden kaçışını izleyen eyer ticareti yapan yalnız bir adamın perspektifinden dinliyoruz

hangi şehrilerine nereler kaçabileceğini, işini ve tüm mal varlıklarını nasıl arkada bırakmaktan

kaygı duyduğunu okuyoruz. Şehirden çıkış engellenmeden karar vermeye çalışıyor.


tam gitmeye bir hizmetçisini yanına alıp yanlarına çadır alarak, yürüyerek yola koyulmayı

düşünürken, hizmetçisi bir şekilde onu yarı yolda bırakıyor ve o da bunu cennet'ten bir mesaj olarak

yorumlayıp londra'da kalmaya karar veriyor.


sonrasında şehrin nasıl bir anda değiştiğini, tüm yüzlere acı ve kederin yerleştiği londra'da,

sokaklardaki en baskın sesin yas tutanların feryatları olduğunu..



... sonrasını da okuyun isterseniz iyice spoiler olucak =)


A_Journal_of_the_Plague_Year (pdf)


***


corona karantinasında edirne'de 2.ayımı tamamladım,

son 1 haftadır karaağaç bölgesindeki 100 yılllık tren istasyonuyken,

günümüzde güzel sanatlar fakültesi olan alanın bakçesinde

baştan başa 3.5 tur atıyorum, 7 km ve 10.000 adım ediyor ve de 1.5 saat sürüyor.



yürürken arkadaşlarımla telefonda konuşmayı tercih ediyorum

o zaman, zaman çok hızlı akıyor, aynı istanbul'da trafikte kaldığımda yaptığım gibi.

bazı günler doğa ile de ilgileniyorum. kendimi o bahçenin bir parçası olarak hissediyorum,

2.ye arı soksa da bugün, kuşlar, köpekler, kelebekler, arılar ve tilki artık beni tanıyorlar.

aşksızlıktan mıdır nedir köpeklerin bakışlarını çok anlamlı buluyorum

nasıl bu kadar hisli ve tatlı bakabiliyorlar, eminim ben daha ruhsuz bakıyorumdur.







4 Mayıs 2020 Pazartesi

İstanbul'da milyonda bir..

















izlediğim şu video ;

https://vimeo.com/30818512  üzerine bir kaç kelam...




Otobüse binmedim ben İstanbul'da hiç

oysaki annem babam gayet orta sınıf,

bir çok arkadaşım üniversitede devlet yurdunda kalırken, ablam ve ben özel yurtlarda kaldık,

otobüs'e değil taksiye bindik,  benim ailesi çok varlıklı olup taksiye binmeyen arkadaşlarım var,

sanırım onlar tutumludan çok biraz pintiler  neyse insanları yargılamayalım, sanane.

sonuç olarak babam elindekinden daha fazlasını yarattı bize standart olarak,

disiplinsiz, biraz tembel ve keyif düşkünlüğümüz babamdan

anneme kalsa bizi biraz disipline sokardı ama olamadı.


bu videoki gibi otobüs arkadaşlarım değil de

Servis arkadaşlarım, okul arkadaşlarım oldu benim,

üniversite ortasını düştüğüm üst sınıf,  niyeyse pek yadırgamadım neden acaba,

babamda çok ağır bulunan aşağılık kompleksi kodlarım allahtan çok aktifleşmedi.... ama.

hala burslu kelimesinin yanından yol almaktan çoğu zaman hoşlanmıyorum,

yeditepe'de okumanın yarattığı üst sınıf intibasından hoşlanıyorum,

beyin olarak elit tabakada olsak dahi olanak olarak orta sınır insanlarız işte.

bazen ben de zekiyim demek istersem belirtiyorum, bir de üzerine doğru kabul ettiğim bir yalanım

var yıldız teknik'e girebilirdim ama babam yeditepe yazdırdı,

yo hayır 1 puanla giremiyorum gerçi yazmamıştım da,

ama nedenini bilmediğim saçma bir palavra durumum var, arkadaşlarımda da bu durumu

normalleştiğini görünce aldı yürüdü, sonsuz dürüst olduğunu iddia eden biri için oldukça saçma

bu kendini övme üzerine yazılı masallarımı yüzüme ilk vuran kayı oldu, haklıydı da

palavracıydım ya bir çok konu da ve bunu durduramıyorum

azra kohen gibi resmen, pratt 'de kursa ön kayıt oldum evet ama herhangi bir eğitim almadım,

workshop'a da katılmadım,  workshop'a katıldım diye koku hakkında bilirkişilik taslamak için attığım

durumlar oldu, allahım buna niye ihtiyaç duyuyorum çok saçma



bu videodaki mehtap gibi olduğum halde kendimden çok beklentilerim oldu, çünkü annem ve

babamında benden büyük beklentileri vardı, zeki bir çocuktum sonuçta ve onlar verebileceklerinin

maksimumunu vermişlerdi daha napsınlardı ama zaten annem öldü, babamın da beklentisi çok

başarılı olmam değil etrafında olmam, ablam zaten gitti.



edirne'den ayrıldıktan sonra sıkıcılıktan kaçma üzerine bir hayat kurguladım

bu da beni hedonizm batağına düşürdü,

sıkılmaya tahammül edemediğim ve sabırsız olduğum için iş hayatını hiç sevmedim

okulda tembel  de olsam başarılı olabiliyorken, iş hayatının kuralları çok farklıydı.



annem ölene kadar 4 sene aynı şirkette çalıştım sonra dünyama ölüm korkusu girdi ve domine etti

işten veya bir insandan her sıkıldığımda, bu beni öldürecek diye kaçma oyunum başladı

sonrası 2 senede bir değişen ev, iş döngüsüne bağlandı.



işin garibi

istanbul'da farklı tarzlar bir sürü güzel ev opsiyonları

bana kolayca iş bulduran özgeçmişim ve isteyince istediğini elde etmeyi bilen zekam

şusu busu, alternatifler boldu oyüzden

aslında bu durumdan gün geçtikçe daha çok keyif alır hale geldim.

hiç bir işe , hiç bir eve ve insana yatırım yapmıyordum,

arkadaşlarımla aşırı mesafeli az toleranslı ve az öz verili eğlence üzerine kurulu ilişkiler organize ediyor

tolerans gerektiren tek ilişkim olan aile buluşmalarında da

olabildiği kadar çemberin dışına istemsizce kaçmış vaziyette buluyordum kendimi

artık iflah olmazdım



dünden beri .....saçma bir muhasebe tetiklendi kafamda

kendime eziyet etmeye yemin etmiş sanki zihnim

süreki kendini onla bunla kıyaslıyor.



dünden beri ....başarısızlık üzerine kendini kötü hissettiren kara  bir bulut dönüyor üzerimde,

hiç bir şey yapmamanın, amaçsız olmanın verdiği ağırlık ve hedefi olanlara içten içe beslediğim

fesatlığın yüzleşmesinin yaşıyorum



kendime bu fesatlığı hiç yakıştıramıyorum,

kendi kendimin canını sıkmama izin vermeyeceğim dedikçe gitmiyor kara bulut, gökyüzündeki gibi

içime de çöktü...

belki de bazen ortaya çıkan bu saçma duygulara izin vermeliyiz diyen arzu'nun sesi geliyor kulağıma

peki veriyorum fesatlık duy duy da gaza gel diyor hırslı ablamın sesi.

oysa ben anlamlı bir hedef arayışındayım, bir inansam olacak da, herşey anlamsız yada gücüm yok



kendime özşefkat uyguladığımda, elif'e ne istiyorsun diye sorduğumda,

müthiş bir potansiyelim var, tüm insanlar gibi ....

bana bir hedef göster sana yardımcı olayım kendimi adıyım diyor elif iç sesi


bugün bu ağır bulutlar üzerimden kalksın diye bekliyorum, kalkıcak çünkü en sonunda ,

bir bardak su içiyorum

ve sakin bir ruha niyet ediyorum.

dinimiz amin.


Yağmurlu bir pazartesiydi...öğlendi..


















günün fonunda ' strange weathers🎶 ' çalarken

yagmur yagıyor, gök gri, her yer ıslak, rüzgar serin esiyor

yanaklarım rüzgar sonrası yanıyor, ateşim varmış gibi..

4 tane köpek peşime takıldı, en küçük ola gri kırçıkllı olan bebe, beni korudu herkese karşı.

onun ismi artık kırçıl, yanında karamel, haydut ve zorro.

kimsesiz patikada yürüdüm biraz topuklular ayağımı acıtana kadar

arabada yağmura dayanıklı bir tek onlar vardı...

kimsesiz patikada yürürken arkamda ekibim, 4 tane köpek

erik ve çağla ağaçlarından beslenip yolumuza devam ettik

ağzıma erikleri attıkça ruhumu bedenimi temizledi sanki

nasıl bu kadar tazeleyici, nasıl bu kadar hafif ve hayat vericiyken bir taraftanda da melankolik olabiliyorlardı bu erikler.

can- erikler çok güzeldi, can vericiydi.

çok uzun süre dayanamadım, aracıma döndüm termostan sıcak kahvemi döktüm kapağında

bir sürü duman çıktı, dumanlar görmek bile içimi ısıttı, termosun ne demek oldugunu soguk dogada ılk yudumu alınca anlıyor ben deki insan.

köpekleri besleyip büyüdüğüm şehrin ıslak yamalı asfalt sokaklarından,

eskimiş derme çatma evimize döndüm.

sürekli heryerini değiştirme hayalleri kurup hiç biryerini değiştirmediğim evin bu küçük odasına,

ne zamana kadar burda hasta olmaktan saklanacağımızı bilmiyoruz, yokmuş gibi davranıyoruz

yemek yiyoruz, haberleri izliyoruz ve bekliyoruz.

........

bugun içimde beni sabote eden biri var, hiç bir sıkıntı yokken canımı sıkmak istiyor ama teslim olmuyorum,

güneş sonrası bu karanlık gökyüzü içimi karartan eminim.

şanslı olduğum halde şanssız olduğuma yemin edicek haldeyim bugün.

ü



24.07.2020

ayasofya'yı camiye çevirmenin şerefine bugün cuma namazı kılıyorlar. evden martı kiraladım. allahu ekber nidaları ile sultanahmet...